SEVGİ
“Gidilecek Tek Yoldur.”
“Hayat sevgidir ve sevgi hayattır.”
“Aşk sevginin sonsuz yolculuğuna giriş noktasıdır.”
Sevgidir hayatımız, sevgidendir her eylemimiz. Sevgidir her An’da sessizce sorguladığımız. “Ne kadar seviliyorumun” hesabını yaparız. Ne kadar sevilirsek sevilelim az gelir sevgiler.
Hiç düşündük mü acaba? Bizler bu kadar sevilmeyi isterken, sevilmeyi istediğimiz kişileri ne kadar seviyoruz, nasıl seviyoruz?
Gerçek anlamda bir varlığı sevebildik mi?
Gerçek anlamda sevilmemize izin verebildik mi?
Sevmek ve Sevilmek.
İki eylemmiş gibi gözükmesine rağmen Tek bir Eylemdir. Ve Bütündür.
Sevmek ve sevilmek Birliktedir.
Hatta maksat sevmektir.
Çünkü siz bilmektesinizdir sevdiğinizi.
Sizin bilmeniz önemlidir sevdiğinizi.
Siz severken hissetmektesiniz “sevgiyi”.
Sevilmek ise sevmenin peşi sıra gelendir.
Sevmenin sizin tarafınızdan gerçekleştirilmesi ile ortaya çıkar sevilmek.
Siz basitçe bilirsiniz; siz sevdiğinizde sevilmektesinizdir.
Sevgi; sevmek ve sevilmektir.
Neden dünya sevgi üzerine dönerken, hepimiz bu kadar sevgiden ve birbirimizden tüm insanlık olarak ayrı düştük?
İnsanoğlu sevgiden nerde ve neden ayrı düştü?
Dünya bir aynadır bakıpda görmesini bilenler için.
İnsanoğlu dünyaya bakıyor ama artık hiçbir şey göremiyor. Yoksulluk, sefillik, acı, keder, zulum, nefret, hırs, öfke, düşmanlık, savaştan başka hiçbir şey göremiyor.
Neden?
Bütün bu yaşanan trajedinin ardında tek bir neden var.
Sevgisizlik.
İnsanın sevgiden ve sevmekten; dolayısıyla insan kardeşlerinden ayrılmış olması ( kendini ayrı ve kopuk sanması ve yalnız hissetmesi) bütün bu yaşanan acıların nedenidir.
Nerede sevgiden ayrılmaya başlarız?
Bebekken her birimiz hayatımıza sevilebilir ve sevebilir olmanın güveniyle başlarız. Masumiyetimize daha dokunulmamıştır.
Ama zaman içinde büyürken yaralanırız, inciniriz, red ediliriz, Gereğinde fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalırız. Doğmatik düşüncelerle, anne babamızın toplumun beklentileriyle, şartlanmışlıkla, yasaklarla ödül ve cezayla büyütülürüz. Otuzlu yaşlarımızda hayatımızın geri kalanı boyunca sırtımızda içimizin derinliklerinde taşıyacağımız bir sürü yarayla ve kalıpla donanmışızdır. İlk masumiyetimizden geriye hiçbir şey kalmamıştır.
Hayat yolumuz boyunca her incindiğimizde ve yaralandığımızda etrafımıza kalın duvarlar ördük. İncinen ve yaralanan taraflarımızı bu duvarların arkasına sakladık. Sevilmeyen parçalarımızı kötü, sevilebilir taraflarımızı iyi diye adlandırdık.
İçimizdeki Tek bütünü ikiye böldük. İçimizde iyi yönlerimiz ve kötü yönlerimiz vardı. Ve içimizde ki iyi yönlerimizi abartılı bir şekilde çevreye sunarken, kötü taraflarımızı sadece kendimize sakladık. O kadar karanlık yerlere ve duvarların arkasına sakladık ki bu yönlerimizi sonunda biz bile zaman zaman kendimizi neden bu kadar kötü ve depresif hissettiğimizi unuttuk.
Çünkü içimizde bölünemez “kendimizi” ikiye bölmüştük. İyi taraflarımız kötü taraflarımız. Sevilebilir kendimiz, sevilemez kendimiz.
Bütün bu duvarları kötü taraflarımızı saklamak için örerken, bir de bu duvarın üzerine ambalajlar ve etiketler yapıştırırız; diplomalar, para,mal, mülk, ün, hayran kitlesi, sahte davranışlar, renkli imajlar, şaşalı kelimeler, duygudan yoksun jestler…v.s. aklımıza gelebilecek her türlü “şeyi” duvarın üzerine yapıştırırız.
Ve sonrada insanların bu etiketleri sevmelerini isteriz.
Ve işin komiği bir ömür boyu sürecek “,Gerçek Sevgiyi” ararız.
Veya ölümsüz bir sevginin kahramanı olup sonsuz bir sevgiyle sevilmek isteriz.
Ve Gerçek Sevgi-Aşk karşımıza gelip dikildiği zaman elimiz ayağımıza dolanır ve ne yapacağımızı bilemeyiz. Ya kaçarız; hayatımızın geri kalanında yine aramaya devam edip etiketlerimiz ve duvarlarımızla yaşarız. Veya Gerçek Sevgiye teslim oluruz.
Kaçmak istememizin neden, gerçek Sevginin sessiz bir mesajının olmasıdır. Ve mesaj açıktır:
“Sevgi ve Aşk bizde olan her bölümün içine akmak ister. Çünkü Sevgi Evrensel akıştır. “
Bizin içimize ördüğümüz duvarlara, etiketlere ve kendinizin kopyası olan maskaralıklarımıza bakmaz. Her şeyin içine ve dışına akar. Her şeyi görür ve arındırır.
Gerçek Sevgi bir çok kişinin itiraf ettiğinden daha tehlikelidir.
Çünkü Gerçekten Sevmek; bütün Varlığınızı koşulsuzca açmanızı gerektirir.
Çünkü Ruh, yani Sevgi….iyi kötü ( bizlerin tanımlamaları olsa bile) sevilebilir veya sevilemez, her şeyi sevmek ister. Ve sevgiye izin verirseniz ve gerçekten cesur olabilirseniz Yaşamın gerçek manasına ve tadına varabilirsiniz.
Mevlana’nın söylediği gibi; “sevgi önce insan olmanın dudaklarını tattığında, şarkı söylemeye başlar.”
Ve siz işte o zaman, yaşam şarkısını söylemeye başlarsınız.
Ve siz sevgiyle dolarsınız.
Bütün incinmişlikleriniz, yaralarınız ve kendinizi diğerlerinden ayırmışlığınız şifalanır.
Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir.
Ve sevgi nedensiz nedendir.
Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere bağımlı değildir. Evrenin nedeni yoktur. Yaşamında nedeni yoktur. Sadece basitçe vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi.
Sevgi dağda açan bir çiçek gibidir. Hiç kimse o çiçeği koklamasa, muhteşem renklerinin farkına varamasa da, ÇİÇEK AÇAR. Sevgi bir Haldir.
Sevgi Ruhun Duruşudur.
Sevgiyi Tüm ruhunuzda hissettiğinizde sadece seversiniz. Ve sevgi olursunuz.
Doğal olan sevgidir. Sevmektir.
Çünkü sevgi Hayattır. Evrenleri, dünyayı ve bedenlerimizi bir arada tutan güç İlahi Sevgidir.
Sevgi dünyaya bağışlanmış 5. Elementtir. Ateş-Su-Toprk-Hava dan oluşan dünyamızı bir arada tutan çekim gücü sevgidir.
Doğal olmayan sevgiden sapmamızdır.
Binlerce yıldır yeryüzünde süregelen şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin ve savaşların nedeni sevgiden ayrılmamızdır. Kendimizi içimizde sevilebilir ve sevilemez olarak ikiye bölüyoruz. İçimizde olanı dışımızda da yaşamaktan başka çaremiz yok.
Çünkü dış realitemiz, ruhumuzun aynasıdır.
Başkalarını yargılarken, aslında yargıladığımız kendimizdir. Nefret ettiğimiz kişi yine bizizdir.
İNSAN ANCAK KENDİNDE OLANI GÖREBİLİR.
21 yy başlangıcında insanlığa ve insan bilincine ruhuna ne oldu diye yakınıyorsak ve geleceğimizden korkuyorsak ve dünyada gidilecek bir yer bulamıyorsak, önce kendi içimize bakalım derim.
Kendimizi iyisi ve kötüsü ile dürüstçe ve samimi bir şekilde içimizde görebilirsek, dünyanın neden bu hale geldiğini anlayabiliriz. İçimizde ne kadar öfkeliyiz, korkularımız neler, kalıplarımız neler, nefretlerimiz ne kadar büyük? Ne kadar koşulsuzca seviyor ve seviliyoruz?
Unutmayın diğer insanlar içinde, siz dünyanın geri kalanısınız. Hepimizin sonu aynı son, hepimizin geleceği aynı gelecek. Sonuçta dünyada tek bir insanlık yaşıyor. Ve hepimizin acıları kederleri sevinçleri aynı. Ne kadar çok birbirimize benziyoruz. Ve ne kadar çok birbirimize ayrı düşmüşüz.
Kendi içimizi görebildiğimiz zaman ve kendimizle ilgili her yönümüzü sevgiyle bağışlayabildiğimiz ve kucakladığımız zaman, diğer insanları ve dünyayı da kucaklayabileceğiz. Sevebileceğiz.
Ve bundan sonra dünyada BARIŞ ve Huzur bulabileceğiz.
“İnsan, Tanrı’nın sırrının sırrıdır.
İnsan İlahi Güzelliğin aynasıdır.” Mevlana
Ben de kendimce derim ki
“Aşk - Sevgi ise aynaya bakış ve Sırrı görüştür.”
“Ve insan hayattır. Ve hayat sevgidir.”
“Ve Sevgi gidilecek tek yoldur.”
Yazan Nilgün Nart
sevginin gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevginin gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ağustos 2008 Perşembe
2 Mart 2008 Pazar
YAŞAM AĞACI - SEVGİNİN GÜCÜ
YAŞAM AĞACI - SEVGİNİN GÜCÜ
Sevilmekten ziyade maksat sevmektir.
Severek çoğalmak ve her An’da yaşamın tadında olmaktır.
Yüzlerce yıldır ve halen günümüzde “sevgi” sözcüğü öylesine çok kullanıldı, öylesine gerçeğinden ayrı ifade edilir oldu ki, artık kimse sevginin ne demek olduğunu bilmiyor. Sözcükler gerçek manalarından ayrıldıkları zaman iluzyonik algılamayı oluşturur ve beslerler. Sözcükler gerçek manaları (enerjisi) ile kullanıldıklarında “yaratırlar” ve gerçeklik alemlerini görünüşe çıkarırlar. “Sevgi” sözcüğü, kendi gerçek anlamından ve eyleminden ayrıldığı için, sevgiyi hissedemiyoruz. Hissedemediğimiz için de bir türlü varlığımızın ve bedenimizin içinde huzurla “var” olamıyoruz.
Sevgi “kullanıldı”.
Sevgi “Var Olmanın” ve “Yaşamın” temel nedeni iken; menfaatlerimizi temin etmenin, egomuzu şişirmenin, pohpohlamanın, diğer insan kardeşlerimizi kullanmanın, güç almanın güç vermenin aracı haline indirgendi.
Sevgiyi araç olarak kullanırken amaçlarımıza ulaştığımızda yaşadığımız hayal kırıklığının ve yüzümüze patlayan tokadın faturasını yalnızlığımızla, sefilliğimizle, korku dolu kabuslarla öder olduk.
Dünyasal amaçlarımızı, maddi bağımlılıklarımızı, konfor alanımızı, inançlarımızı, yapıştığımız her şeyi o kadar çok sevdik ki, “sevgiyi” sevmeyi içimizde beslemeyi aziz tutmayı unuttuk. Sevginin ve Aşkın hatırı için sevgi olmanın güzelliğini unuttuk. Mana “sevgideydi”. Sevgi bizim gözümüz kulağımız aşımız suyumuz yolumuz varışımız; varoluşumuzdu.
Varoluşumuzdan, nedenimizden, Gerçeğimizden ayrıldığımız için illuzyon olduk. Masal olduk. Hikaye olduk…..
Varlığımızın, duygularımızın, düşüncelerimizin, eylemlerimizin nedenini sevgi yapmadıkça, sevgiden kaynaklanan nedenle, düşlerimizi gerçekleştirmek için yola çıkmadıkça Evrenden bize kesilen fatura yalnızlık, pişmanlık, korku, sefillik acı ve belki de yokoluş olacaktır. Bu da pekaladır.
Eylem nedenimiz sevgi olmadıkça; kendimizi; düşlerimize ulaşmak için bulduğumuz nedenlerin ne kadar masum olduğuna ikna edersek edelim vardığımız yerin, başladığımız yer olması kaçınılmazdır.
Evrende her şey “nedenine” evrilir. Tekamül eder. Maksat “Nedenin” tadının çıkarılmasıdır. Bilinir kılınmasıdır. Nedenin içinde genişleyen bilinçte kendi kendini keşfetmedir. Kendi kendinin sırrına, sırla birlikte sırrın Ruhtaki lezzetine varmadır. Ruh içinde sevgi olmayan “şeyleri” bilemez göremez. Bilememesinin görememesinin nedeni “kendisi” OL’An “sevgiyi aramasındandır. Bulamadığında aynı deneyimi başa sarar. Çünkü deneyimi tamamlanmamıştır.
Deneyimin içindeki “Bal- Sevgi”, Ruha ince ince süzülmemiştir. Ruh sevgiden kendi ihtişamından ve gücünden, kamaşmamıştır. Derinleşememiştir. Maksat her An’da “nedende” derinleşerek kendini, kendine bilinir kılmaktır.
Maksat sevmektir. Tıpkı kendimize nefes almamız, kendimize yemek yiyebilmemiz gibidir. Başkası bizim yerimize nefes alamaz.
Yürek için nefes, Sevgidir.
Kalbimiz; “Sevgiyi” teneffüs edemediğinde, An be An kendi karanlığına sarmallanır. Ve bir gün gelir Anlar birikir, tamamlanmamış deneyimler birikir zamanı oluşturur ve yıllar gelir geçer. Ve beden olarak görünüşe “çıkan”, sevgiyi teneffüs edemediği için ölür. Her An Ruh için bir başka ölümdür. Sevgisizlikten An be An nasıl da öldüğünün deneyimindedir. Sonsuzluğun Sınırsızlığın nasılda sınırlı ve sonlu olabileceğini, nasıl son bulabileceğini anlar. Kendini kendinde yeniden sevgiyle var edebilmek için.
Sonsuz bir An’dır Ruhun içinde yaşanan. Ve “O” sonsuz An’da sadece sevgiyle varolabilen ve kendini bilebilendir.
Bu nedenle “Sevgi” Ruhun kendisine verdiği, verebileceği yeğane OL’An ve paha biçemediği armağandır.
Armağanın fiziksel görünüşe çıkmışlığı “Yaşamdır”. Yaşam Ağacıdır. Sevgiyle filiz veren ve her An’da dalları gökyüzüne uzanarak; Yaşam-Sevgi için şükür ve zikir edendir.
Biz İnsanoğulları; Yaşamı yaşam eylemek için, değerli armağanımızı sevgiyle alarak ve kalbimizin tahtına gerçek anlamda oturtarak; her An’da, yaşamımızda olan her şeyi yeniden bir kez daha sevgiyle yorumlayabilmeliyiz,
Yaşama, Kendimize, “nedenimizin” hatırı için bir şans vermeliyiz.
Ne yaşamış olursak olalım, ne olmuş olursak olalım kendimizi her An’da bağışlayabilmeli ve sevgiyle kendi elimizi tekrar tutabilmeliyiz.
An’ları ve deneyimlerimizi sevgiden uzakta yaşayarak içimizde biriktirmemeliyiz. Deneyimlerimizi biriktirmekten maksat; deneyimlerimizle bize kalan ve An’ın sevgiyle yaşanmamışlığını gösteren; endişe korku kızgınlık öfke acı duygularıdır.
Ve bu nedenle; İnsanoğlunun yüreğinde ve deneyimlerinde; korkuyu acıyı endişeyi şüpheyi sefilliği ayrılığı tetikleyen ve insanın bu duyguları odağına getirmesine ve çoğaltmasına ve yaşamasına neden olan; her kişi, her öğreti, her din, her kural, gelenek ne olursa olsun istisnasız “Karanlığın Aynası” olmaktan Ruhu çürüten ve ölüme sürükleyen bir araç olmaktan başka bir şey olamaz. Bu duyguları çoğaltanlar, kendilerine ne isim takarlarsa taksınlar, dillerine sevgiye de dolasalar, isterse kendilerini altın tepsinin içinde de sunsalar; Altının içinde sunulan “Karanlıktan ve Ölümden” başka bir şey değildir.
Eskiden ortaçağ’da insanlar bedenlerine kırbaçla vurarak ve canlarını acıtarak arınacaklarına ve günahlarından kurtulacaklarına inanırlarmış ve kendi bedenlerini kırbaçlarmış. 21 yy da insanlar, ortaçağa göre biraz da Ruh olduklarının farkına vardıkları için, Ruhlarını kırbaçlayarak acıtarak günahlarından kurtulacaklarına inanıyor. Ruhun kırbacı; korku acı üzüntü keder öfkedir. Günümüzde halen bir çok kişisel gelişim metotlarının korkuların ve acıların deşilerek ve sürekli gündeme getirilerek temizlenmesi gerektiğine inanması ve uygulamalarını arınma seansları üzerine odaklaması, Ruhun arınmak için kırbaçlanmasından ve bir kez daha bir kez daha üzülmesinden başka bir şey değildir.
Tabiî ki korkularımızın farkında olacağız.
Basitçe korkularımızın farkında olmak istersek farkında OL’uruz.
Korkunun ne olduğunun bir kez farkında OL’unduğunda üzerine gidilmesine ve defalarca arınma çalışmasına gerek yoktur. Korkuyu samimi bir şekilde fark etmek yeterlidir. Arınma çalışmaları korkunun ve acının çoğalmasından ve bilinçaltının derinlerine itelenmesinden başka bir işe yaramaz. Uygun zamanı ve ortamı yakaladığında tekrar tüm haşmetiyle gündeme gelecektir.
Yapılması gereken; korkunun bir kez fark edilmesi ve bu farkındalıkta kalarak sevgi yolunda yürünmesi ve sevgiyi çoğaltacak eylemlerin içinde ve ortamlarda olunmasıdır. Ruh saf sevgidir ve Güneştir. Güneş doğduğunda illuzyon kaybolmak zorundadır. Doğası budur.
Kendimizi sevmek ve “kendimizi” Ruhumuzu üzmemek adına artık, ruhun arınması gerektiği fikrinden ve saplantısını bırakmalıyız. Ruhu arındırmak acıyla tekamül etmek demektir. Bir çuval keçiboynuzu yiyip sonunda belki de bir damla balın tadına bakacak halde ve Neşede olamamak demektir.
Dünyamızın; Galaksimiz ve tüm Evrenle geldiği noktada bu tür metotlar eskidir. Eski enerjidir ve sistemdir. Artık acıyla tekamül etmeye ihtiyacımız yok.
Artık sevinçle neşeyle aşkla sevgiyle ve kuantum hızında tekamül edebiliriz.
Binlerce yıldır insanoğlunun çaldığı kapılar ardına kadar açıktır. Rahmet herkesin ve her şeyin üzerine istisnasız tüm gücüyle yağmaktadır. Yeter ki artık acının ve korkunun gitmesi gerektiğine karar verelim, gereğini yapıp eyleme geçelim ve lütufla büyümeyi, genişlemeyi, kendimizi olduğumuz gibi sevmeyi seçelim.
Ve Varoluşa “evet” diyelim. İyiliğimize ve güzelliğimize iman edelim. Her nerede ve her kimsek, Evren bir şekilde çağrımıza yanıt verecek ve yardımımıza tüm ihtişamı ve sevgisiyle gelecektir. Yalnız değiliz. Unutulmadık. Sadece bizler kim olduğumuzu unuttuk ve unutturulduk. Şimdi hatırlama zamanımız. Ve ayağa kalkıp yürüme vaktimiz. Evrendeki bütün güneşler Dünya Gezegenindeki İnsanoğlu için doğuyor. Evrendeki her Ruh sessizce İnsanoğlunun uyanışı için “selamda” hazır durmuş bekliyor. Uyanış seçilirse An kadar yakın, nefesimizde bizleri bekliyor bütün Alemler.
Bizler saf sevgiyiz. Pırıl pırılız ve Yaradan’ın Gözbebeğiyiz.
Ne olmuş olursa olsun ve ne olmuş olursak olalım; Kendimizi bağışlamayı ve şefkat göstermeyi öğrenmemiz hayrımızadır.
Bağışlamak ve şefkat her birimizin içinde OL’AN en büyük yetenek ve korunma kalkanımızdır. Yeniden başlamanın ve her An’da yeni olmanın ivmesidir. Enerjisidir.
Her An’da yeniden başlamalıyız unutmalıyız geçmişimizi bir önceki An’da olanları.
Yoksa her An’da yeni olamayız. Canlı olamayız.
Bitmiş olanların bilgisi ( acı korku öfke) ile An’da başlamadan bitemeyiz. Canlı olmak her An’da yeni olmakla mümkündür. Bu demek değildir ki ders almayacağız her şeyi unutacağız. Tabiî ki unutmayacağız. Bu duyguları ve olayları bileceğiz. Ama bu duyguları silip kendimizi An’da duygu olarak sıfırlamayı da bileceğiz.
Ve canlı Ol’mak her An’da yüreğimizde sevgiye ve aşka bağlılığımızla adanmışlığımızla mümkündür.
Her An’da yeni olmak her şeyden kopuk olmak demek değildir.
An’da canlı olmak yaşamda olanlara her An’da yeni gözlerle bakarak sevgiye aşka güzelliğe iyiliğe bir kez daha…bir kez daha “””sonsuz kez””” daha şans verme gücü cesareti ve iradesidir.
Ve bu “Kendinin” sevgisidir.
Her An’da geçmişin öfkesine nefretine küçük hesaplarına endişelerine ve korkularına ölmektir.
Çünkü sevgi her şeydir.
Ve her şey sevgiyle var olabilir.
An’da sevginin ve aşkın görünüşe çıkmasına eğe şans vermiyorsak, An’ın ihtişamı ve ışığı içimizde doğmadan ölür. Tamamlanmamış kalır. Tamamlanmışlık insanı her An’da yüreğinde yavaş yavaş yaşama ve “kendine “ öldürür.
An’da yaşanan sevgi hissediş her An’ın balıdır.
Sevginin her şeyi affedebilme ve yeniden başlayabilme Gücü vardır. Yeter ki nedenimiz “sevgi” OL’sun.
Çünkü sevgi; her An’da sonsuz potansiyeller arasından görünüşe çıkmanın en yüksek potansiyeline-ihtişamına ulaşmaya çalışır.
Sevgi; her yerde “Kendini” kendinde aşmaya adanmışlıktır.
Sevgi; her kişide kendi aşkınlığını görmeye çalışan bir çift “Sonsuz Göz” gibidir.
Ve bu sonsuz “Arayış”- “Meylediş”; “Sevginin Gücüdür”.
Her An yeni bir varoluştur sevgide
Dünyada ve Ahrette; Aşktan ve sevgiden başka her şeye doyulur.
Sevgiye ve Aşka asla doyulmaz.
Çünkü bir tek Sevginin Gücü her An’da eğer izin verilirse “Kendini” aşabilir.
Ve her An’ı yeni kılar.
Ve her An’da muhteşemdir.
Benzersizdir.
Sevgin ve Aşkın sonsuz ve sınırsız oluşu her An’da benzersiz ve daha derinleşen manada yeni olmasındandır.
Her şey eskir yıpranır yorgun gönüllerimizde. Ama sevgiyle uzanan bir el, sevgiyle bakan bir çift göz, sevgiyle söylenen bir söz asla eski değildir.
Kendi coşkusundadır. Kendi sıcaklığındadır.
Çünkü Güç; sevgidir.
Ve Sevgi, Güçtür.
“Kendini” aşandır
Aşkındır.
“Sevgi; yüreğimizin güneşini, aşkınlığımızı; tutkuyla aşkla her daim yaşamın şafağına doğurmaktır”.
Yazan Nilgün Nart …..28.02.2008
Sevilmekten ziyade maksat sevmektir.
Severek çoğalmak ve her An’da yaşamın tadında olmaktır.
Yüzlerce yıldır ve halen günümüzde “sevgi” sözcüğü öylesine çok kullanıldı, öylesine gerçeğinden ayrı ifade edilir oldu ki, artık kimse sevginin ne demek olduğunu bilmiyor. Sözcükler gerçek manalarından ayrıldıkları zaman iluzyonik algılamayı oluşturur ve beslerler. Sözcükler gerçek manaları (enerjisi) ile kullanıldıklarında “yaratırlar” ve gerçeklik alemlerini görünüşe çıkarırlar. “Sevgi” sözcüğü, kendi gerçek anlamından ve eyleminden ayrıldığı için, sevgiyi hissedemiyoruz. Hissedemediğimiz için de bir türlü varlığımızın ve bedenimizin içinde huzurla “var” olamıyoruz.
Sevgi “kullanıldı”.
Sevgi “Var Olmanın” ve “Yaşamın” temel nedeni iken; menfaatlerimizi temin etmenin, egomuzu şişirmenin, pohpohlamanın, diğer insan kardeşlerimizi kullanmanın, güç almanın güç vermenin aracı haline indirgendi.
Sevgiyi araç olarak kullanırken amaçlarımıza ulaştığımızda yaşadığımız hayal kırıklığının ve yüzümüze patlayan tokadın faturasını yalnızlığımızla, sefilliğimizle, korku dolu kabuslarla öder olduk.
Dünyasal amaçlarımızı, maddi bağımlılıklarımızı, konfor alanımızı, inançlarımızı, yapıştığımız her şeyi o kadar çok sevdik ki, “sevgiyi” sevmeyi içimizde beslemeyi aziz tutmayı unuttuk. Sevginin ve Aşkın hatırı için sevgi olmanın güzelliğini unuttuk. Mana “sevgideydi”. Sevgi bizim gözümüz kulağımız aşımız suyumuz yolumuz varışımız; varoluşumuzdu.
Varoluşumuzdan, nedenimizden, Gerçeğimizden ayrıldığımız için illuzyon olduk. Masal olduk. Hikaye olduk…..
Varlığımızın, duygularımızın, düşüncelerimizin, eylemlerimizin nedenini sevgi yapmadıkça, sevgiden kaynaklanan nedenle, düşlerimizi gerçekleştirmek için yola çıkmadıkça Evrenden bize kesilen fatura yalnızlık, pişmanlık, korku, sefillik acı ve belki de yokoluş olacaktır. Bu da pekaladır.
Eylem nedenimiz sevgi olmadıkça; kendimizi; düşlerimize ulaşmak için bulduğumuz nedenlerin ne kadar masum olduğuna ikna edersek edelim vardığımız yerin, başladığımız yer olması kaçınılmazdır.
Evrende her şey “nedenine” evrilir. Tekamül eder. Maksat “Nedenin” tadının çıkarılmasıdır. Bilinir kılınmasıdır. Nedenin içinde genişleyen bilinçte kendi kendini keşfetmedir. Kendi kendinin sırrına, sırla birlikte sırrın Ruhtaki lezzetine varmadır. Ruh içinde sevgi olmayan “şeyleri” bilemez göremez. Bilememesinin görememesinin nedeni “kendisi” OL’An “sevgiyi aramasındandır. Bulamadığında aynı deneyimi başa sarar. Çünkü deneyimi tamamlanmamıştır.
Deneyimin içindeki “Bal- Sevgi”, Ruha ince ince süzülmemiştir. Ruh sevgiden kendi ihtişamından ve gücünden, kamaşmamıştır. Derinleşememiştir. Maksat her An’da “nedende” derinleşerek kendini, kendine bilinir kılmaktır.
Maksat sevmektir. Tıpkı kendimize nefes almamız, kendimize yemek yiyebilmemiz gibidir. Başkası bizim yerimize nefes alamaz.
Yürek için nefes, Sevgidir.
Kalbimiz; “Sevgiyi” teneffüs edemediğinde, An be An kendi karanlığına sarmallanır. Ve bir gün gelir Anlar birikir, tamamlanmamış deneyimler birikir zamanı oluşturur ve yıllar gelir geçer. Ve beden olarak görünüşe “çıkan”, sevgiyi teneffüs edemediği için ölür. Her An Ruh için bir başka ölümdür. Sevgisizlikten An be An nasıl da öldüğünün deneyimindedir. Sonsuzluğun Sınırsızlığın nasılda sınırlı ve sonlu olabileceğini, nasıl son bulabileceğini anlar. Kendini kendinde yeniden sevgiyle var edebilmek için.
Sonsuz bir An’dır Ruhun içinde yaşanan. Ve “O” sonsuz An’da sadece sevgiyle varolabilen ve kendini bilebilendir.
Bu nedenle “Sevgi” Ruhun kendisine verdiği, verebileceği yeğane OL’An ve paha biçemediği armağandır.
Armağanın fiziksel görünüşe çıkmışlığı “Yaşamdır”. Yaşam Ağacıdır. Sevgiyle filiz veren ve her An’da dalları gökyüzüne uzanarak; Yaşam-Sevgi için şükür ve zikir edendir.
Biz İnsanoğulları; Yaşamı yaşam eylemek için, değerli armağanımızı sevgiyle alarak ve kalbimizin tahtına gerçek anlamda oturtarak; her An’da, yaşamımızda olan her şeyi yeniden bir kez daha sevgiyle yorumlayabilmeliyiz,
Yaşama, Kendimize, “nedenimizin” hatırı için bir şans vermeliyiz.
Ne yaşamış olursak olalım, ne olmuş olursak olalım kendimizi her An’da bağışlayabilmeli ve sevgiyle kendi elimizi tekrar tutabilmeliyiz.
An’ları ve deneyimlerimizi sevgiden uzakta yaşayarak içimizde biriktirmemeliyiz. Deneyimlerimizi biriktirmekten maksat; deneyimlerimizle bize kalan ve An’ın sevgiyle yaşanmamışlığını gösteren; endişe korku kızgınlık öfke acı duygularıdır.
Ve bu nedenle; İnsanoğlunun yüreğinde ve deneyimlerinde; korkuyu acıyı endişeyi şüpheyi sefilliği ayrılığı tetikleyen ve insanın bu duyguları odağına getirmesine ve çoğaltmasına ve yaşamasına neden olan; her kişi, her öğreti, her din, her kural, gelenek ne olursa olsun istisnasız “Karanlığın Aynası” olmaktan Ruhu çürüten ve ölüme sürükleyen bir araç olmaktan başka bir şey olamaz. Bu duyguları çoğaltanlar, kendilerine ne isim takarlarsa taksınlar, dillerine sevgiye de dolasalar, isterse kendilerini altın tepsinin içinde de sunsalar; Altının içinde sunulan “Karanlıktan ve Ölümden” başka bir şey değildir.
Eskiden ortaçağ’da insanlar bedenlerine kırbaçla vurarak ve canlarını acıtarak arınacaklarına ve günahlarından kurtulacaklarına inanırlarmış ve kendi bedenlerini kırbaçlarmış. 21 yy da insanlar, ortaçağa göre biraz da Ruh olduklarının farkına vardıkları için, Ruhlarını kırbaçlayarak acıtarak günahlarından kurtulacaklarına inanıyor. Ruhun kırbacı; korku acı üzüntü keder öfkedir. Günümüzde halen bir çok kişisel gelişim metotlarının korkuların ve acıların deşilerek ve sürekli gündeme getirilerek temizlenmesi gerektiğine inanması ve uygulamalarını arınma seansları üzerine odaklaması, Ruhun arınmak için kırbaçlanmasından ve bir kez daha bir kez daha üzülmesinden başka bir şey değildir.
Tabiî ki korkularımızın farkında olacağız.
Basitçe korkularımızın farkında olmak istersek farkında OL’uruz.
Korkunun ne olduğunun bir kez farkında OL’unduğunda üzerine gidilmesine ve defalarca arınma çalışmasına gerek yoktur. Korkuyu samimi bir şekilde fark etmek yeterlidir. Arınma çalışmaları korkunun ve acının çoğalmasından ve bilinçaltının derinlerine itelenmesinden başka bir işe yaramaz. Uygun zamanı ve ortamı yakaladığında tekrar tüm haşmetiyle gündeme gelecektir.
Yapılması gereken; korkunun bir kez fark edilmesi ve bu farkındalıkta kalarak sevgi yolunda yürünmesi ve sevgiyi çoğaltacak eylemlerin içinde ve ortamlarda olunmasıdır. Ruh saf sevgidir ve Güneştir. Güneş doğduğunda illuzyon kaybolmak zorundadır. Doğası budur.
Kendimizi sevmek ve “kendimizi” Ruhumuzu üzmemek adına artık, ruhun arınması gerektiği fikrinden ve saplantısını bırakmalıyız. Ruhu arındırmak acıyla tekamül etmek demektir. Bir çuval keçiboynuzu yiyip sonunda belki de bir damla balın tadına bakacak halde ve Neşede olamamak demektir.
Dünyamızın; Galaksimiz ve tüm Evrenle geldiği noktada bu tür metotlar eskidir. Eski enerjidir ve sistemdir. Artık acıyla tekamül etmeye ihtiyacımız yok.
Artık sevinçle neşeyle aşkla sevgiyle ve kuantum hızında tekamül edebiliriz.
Binlerce yıldır insanoğlunun çaldığı kapılar ardına kadar açıktır. Rahmet herkesin ve her şeyin üzerine istisnasız tüm gücüyle yağmaktadır. Yeter ki artık acının ve korkunun gitmesi gerektiğine karar verelim, gereğini yapıp eyleme geçelim ve lütufla büyümeyi, genişlemeyi, kendimizi olduğumuz gibi sevmeyi seçelim.
Ve Varoluşa “evet” diyelim. İyiliğimize ve güzelliğimize iman edelim. Her nerede ve her kimsek, Evren bir şekilde çağrımıza yanıt verecek ve yardımımıza tüm ihtişamı ve sevgisiyle gelecektir. Yalnız değiliz. Unutulmadık. Sadece bizler kim olduğumuzu unuttuk ve unutturulduk. Şimdi hatırlama zamanımız. Ve ayağa kalkıp yürüme vaktimiz. Evrendeki bütün güneşler Dünya Gezegenindeki İnsanoğlu için doğuyor. Evrendeki her Ruh sessizce İnsanoğlunun uyanışı için “selamda” hazır durmuş bekliyor. Uyanış seçilirse An kadar yakın, nefesimizde bizleri bekliyor bütün Alemler.
Bizler saf sevgiyiz. Pırıl pırılız ve Yaradan’ın Gözbebeğiyiz.
Ne olmuş olursa olsun ve ne olmuş olursak olalım; Kendimizi bağışlamayı ve şefkat göstermeyi öğrenmemiz hayrımızadır.
Bağışlamak ve şefkat her birimizin içinde OL’AN en büyük yetenek ve korunma kalkanımızdır. Yeniden başlamanın ve her An’da yeni olmanın ivmesidir. Enerjisidir.
Her An’da yeniden başlamalıyız unutmalıyız geçmişimizi bir önceki An’da olanları.
Yoksa her An’da yeni olamayız. Canlı olamayız.
Bitmiş olanların bilgisi ( acı korku öfke) ile An’da başlamadan bitemeyiz. Canlı olmak her An’da yeni olmakla mümkündür. Bu demek değildir ki ders almayacağız her şeyi unutacağız. Tabiî ki unutmayacağız. Bu duyguları ve olayları bileceğiz. Ama bu duyguları silip kendimizi An’da duygu olarak sıfırlamayı da bileceğiz.
Ve canlı Ol’mak her An’da yüreğimizde sevgiye ve aşka bağlılığımızla adanmışlığımızla mümkündür.
Her An’da yeni olmak her şeyden kopuk olmak demek değildir.
An’da canlı olmak yaşamda olanlara her An’da yeni gözlerle bakarak sevgiye aşka güzelliğe iyiliğe bir kez daha…bir kez daha “””sonsuz kez””” daha şans verme gücü cesareti ve iradesidir.
Ve bu “Kendinin” sevgisidir.
Her An’da geçmişin öfkesine nefretine küçük hesaplarına endişelerine ve korkularına ölmektir.
Çünkü sevgi her şeydir.
Ve her şey sevgiyle var olabilir.
An’da sevginin ve aşkın görünüşe çıkmasına eğe şans vermiyorsak, An’ın ihtişamı ve ışığı içimizde doğmadan ölür. Tamamlanmamış kalır. Tamamlanmışlık insanı her An’da yüreğinde yavaş yavaş yaşama ve “kendine “ öldürür.
An’da yaşanan sevgi hissediş her An’ın balıdır.
Sevginin her şeyi affedebilme ve yeniden başlayabilme Gücü vardır. Yeter ki nedenimiz “sevgi” OL’sun.
Çünkü sevgi; her An’da sonsuz potansiyeller arasından görünüşe çıkmanın en yüksek potansiyeline-ihtişamına ulaşmaya çalışır.
Sevgi; her yerde “Kendini” kendinde aşmaya adanmışlıktır.
Sevgi; her kişide kendi aşkınlığını görmeye çalışan bir çift “Sonsuz Göz” gibidir.
Ve bu sonsuz “Arayış”- “Meylediş”; “Sevginin Gücüdür”.
Her An yeni bir varoluştur sevgide
Dünyada ve Ahrette; Aşktan ve sevgiden başka her şeye doyulur.
Sevgiye ve Aşka asla doyulmaz.
Çünkü bir tek Sevginin Gücü her An’da eğer izin verilirse “Kendini” aşabilir.
Ve her An’ı yeni kılar.
Ve her An’da muhteşemdir.
Benzersizdir.
Sevgin ve Aşkın sonsuz ve sınırsız oluşu her An’da benzersiz ve daha derinleşen manada yeni olmasındandır.
Her şey eskir yıpranır yorgun gönüllerimizde. Ama sevgiyle uzanan bir el, sevgiyle bakan bir çift göz, sevgiyle söylenen bir söz asla eski değildir.
Kendi coşkusundadır. Kendi sıcaklığındadır.
Çünkü Güç; sevgidir.
Ve Sevgi, Güçtür.
“Kendini” aşandır
Aşkındır.
“Sevgi; yüreğimizin güneşini, aşkınlığımızı; tutkuyla aşkla her daim yaşamın şafağına doğurmaktır”.
Yazan Nilgün Nart …..28.02.2008
Etiketler:
aşk,
ben,
kendin OL'mak,
ruhsal gelişim,
sevgi,
sevginin gücü,
yaşam ağacı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)